15 Şubat 2014 Cumartesi

Kaçamaklar ve Dukan Diyeti...

Evet, bu konuda da yazmak lazım.. hepimizin bazen yaşadığı bu "kaçamak" gerçeği...

Bizim diyet grubundan bir arkadaşım sordu bunu... anlatayım dedim o halde :)

Dukan Diyeti süresince hepimiz kendi vücudumuzun tepkilerini öğreniyoruz zamanla... hangi durumlarda kilo verme düzenli devam ediyor, hangi durumlarda duraklama oluyor yada pozitife doğru kayıyoruz... ama bunu deneyimlemek için 2-3 ay diyeti hiç bozmadan devam etmek lazım...

Hepimizin vücudu ve tepkileri farklı... mesela benim bedenim kakaodan hiç etkilenmezken nişastalı şeylere aşırı duyarlı.. bunu biliyorum artık... ya da ben sebze- protein günleri değil öğünleri yapıyorum kendimce...

Dukan Diyeti 2 senedir gündemimde ve günlük hayatımda... ama hayat devam ediyor... ben gezilerim sırasında yada dışarıdaki yemekli toplantılarda çok fazla kasılmıyorum artık... ama bunların dışında, evimdeki düzenli ortamda daha disiplinliyim.. ne baştan çıkıp, kontrolsüz yenilen devasa porsiyonlar sonunda depresyon kuyularında gizleniyorum, ne de kendime keyif ortamlarında eziyet ediyorum... planlıyorum, yediğimden keyif alıyorum... kontrolü elimde tutarak sonrasında telafi ediyorum... bazen etrafımdakiler hayretle "ne oldu dukan diyetine? " deseler de... ben bunu 2 senedir beceriyorum... kendimi "hep yolda hissediyorum".. her durumda..

Evet, kaçamak yaptım ve halen de yapıyorum.. ama zaman içinde anladım ki.. asıl önemli olan; KAÇAMAKLARI PLANLAYARAK YAPMAK... evet ya planlayarak.. anlık, zayıf anlarımızda kontrolsüz yemek hallerinde değil.. öncesini, sonrasını, keyfini, telafisini planlayarak yapmak.. bu durumda duraklama yaşasanız da "diyeti bozdum o halde bırakayım" duygu durumunda olmuyorsunuz... ve öncelikle "değer mi değmez mi" değerlendirmesine zaman ayırıyorsunuz... sonuçta "değer" diyorsanız; o zaman da telafisini planlıyorsunuz... ( daha çok spor, ekstralardan uzak bir kaç gün vs... ASLA TEKRAR TEKRAR ATAK DEĞİL.. AMAN LÜTFEN :)) .. kısaca eğer kaçamak yapmaya karar verirseniz BUNDAN AZAMİ KEYİF ALMAYI PLANLIYORSUNUZ... Vicdan azapları olmadan... inanın bu işe yarıyor..

Bu planlı kaçamak modeli ile; öncelikle çok sık kaçamak yapmıyorsunuz... hayatınızı ve yediklerinizi planlama alışkanlığı kazanıyorsunuz... kontrol hep sizde oluyor.. güvende ve başarılı hissediyorsunuz her durumda.. daha ne olsun..

Aman yanlış anlaşılmasın... kimseye kaçamak yapmasını önermiyorum.. tabii ki en doğrusu Dukanın 4 dönemini usulüne uygun sürdürmek.. ama özellikle benim gibi verecek kilosu çok olanların.. yani yolu uzun olanların.. daha kolay yolda kalmalarını sağlayacak bir ara çözüm benimki.. yoksa bu kaçamaklar yüzünden ben de hala bir türlü güçlendirme dönemine ulaşamadım :)).. ama çok tasalandırmıyor bu beni.. kilomu korumak bile ciddi bir başarı.. zaman zaman disiplinle aşağı da iniyorum... sonuçta her geçen gün beni hedef kiloma yaklaştırıyor.. duraklamalarla da olsa... önemli olan YOLDA OLMAK.. YOLDAN ÇIKMAMAK...  bunu bir alışkanlık olarak yerleştirmek... keyif alarak eğlenerek..

İşte bunlar bence olanlar... sevgiler.. bol şans hepimize... :)

9 Şubat 2014 Pazar

BESLENME VE DİYET... İşte bazı gerçekler

Önceki hafta dünyanın dört bir yanından beslenme otoritelerinin konuşmacı olduğu bir konferansı izledim... bazen şaşırarak, bazen "evet ya işte bu" duygularıyla kuşanarak... düşünerek...

Beslenme konusu çok uzun bir süredir gündemimdeydi... hem kendi diyet maceram, hem de etrafımda bu sorunla boğuşan sevdiklerim adına başlamıştı ilgim.. giderek daha derinleştikçe bilgim, ilgim daha da arttı... ne çok şey varmış meğer hiç de düşünmediğimiz üzerine...

Bir çok defa tartıştım... hem burada hem diyet bloğumda... kilo almak, basitçe "çok yemek yemek" değildi... asla... aynı şekilde kilo vermek de sadece az yemek olamazdı...

Neden; sorusunu sormak gerekiyordu en başta;

- Neden kilo alıyoruz?
- Bizi çok yemeğe yönelten nedir?
- Kilolarla neyin üzerini örtüyoruz?

Kilolarımız, duygu dünyamızla doğrudan ilişkili... çözemediğimiz sorunlar, ezildiğimiz sorumluluklar, kaçışlarımız bizi belli konfor gıdalarına yöneltiyor.. bu gıdaların verdiği geçici "mutluluk hissi" avutuyor bizi... sonrasında pişmanlıklar, "bir daha asla" lar olsa da... yine ve yeniden bunu yapıyoruz...

Duygu dünyamız metabolizmamızı da doğrudan etkiliyor.. stress, üzüntü, gerginlik; vücutta kortisol salınımını tetikleyerek yağlamayı arttırıyor... genetik kodlamamız gereği, bu durumlarda, olası panik ve kıtlık durumları için yedeklemek adına, metabolizma düşüyor...

Bir de İNFLAMASYON konusu var... şu anda bir çok nutrisyonistin gündeminde... tam gıda alerjisi olmasa da, belli gıdalara vücudun toleransı sorunlu.. bu gıdalar önce barsak cidarında inflamasyon yani reaksiyona neden oluyor.. sonrada farklı mekanizmalarla; sıkıntı hissi, yorgunluk, mutsuzluk ve depresyona kadar giden süreçleri tetikliyorlar... bunlar biyokimyasal olarak ispatlanmış gerçekler..

Bu suçlu gıdaların en yaygını ve en tehlikelisi ŞEKER... artık toksisitesi ispatlanmış... Şeker neler yapmıyor ki vücutta:
- Barsak florasını bozuyor patojen bakterilere yer açıyor
- Şekerle beslenen patojenler bizi daha da fazla şeker tüketmeye yönlendiriyor,
- Aşırı ve ani salınan insülin yağlanmaya neden oluyor,
- Dopaminerjik sistem üzerinden etki ederek kronik yorgunluk ve halsizlik yapıyor,
- Kanser hücrelerini doğrudan besleyerek mutlu ediyor,
- Vücudun hemen her yerinde inflamasyona neden olarak kilo vermeyi çokkk yavaşlatıyor
- Bir çok organın dolaşımını bozarak fonksiyon bozukluklarına neden oluyor...

Başta şeker olmak üzere, vücudumuzda bu inflamasyon tepkisine neden olan gıdaları fark etmek için VÜCUDUN TEPKİLERİNİ DİNLEMEK VE İZLEMEK gerekiyor... bazen yediğimizde şişkinlikle başlayan barsak sorunları, gaz oluşturanlar, sonrasında halsizlik, yorgunluk, enerji düşüklüğü yapanlar, başağrısı, hafif kızarıklıklar oluşturanlar işte bu toksik gıdalar... onları beslenmemizden çıkarınca olacaklar mucizevi gerçekten.. hem çok daha sağlıklı, keyifli oluyoruz hem de kolaylıkla gidiyor kilolar...

Beslenme şeklindeki olumlu değişikliklerin bir çok hastalığı doğrudan tedavi ettiği artık biliniyor... günümüzde hastalıkların tedavi araştırmalarını daha çok büyük ilaç firmaları finanse ettiği için... tedaviler de maalesef yaygın olarak sadece ilaçlarla oluyor... oysa besinler de birer ilaç... yada beslenme planı başlı başına bir tedavi planı.. ama bu bilinç maalesef yaygınlaşamıyor... fonlayan kimse yok... ÇOK ÖNEMLİ... Beslenme konusunda FARKINDALIK VE ÖZEN, ne yediğimiz, yiyeceklerimizin sağlıklı olduğundan emin olmak, vücudumuzun tepkilerine göre yemek önemli...

Teknoloji çılgınlığı ile birlikte giderek artan kimyasal katkılı gıdalar, genetiği ile oynanmış (GMO) besinler, antibiyotik yüklü hayvansal gıdalar, mısır şurubu ve şeker yüklü aldatıcı hazır yiyecekler, ve dahaları... yediğimiz her molekül vücudumuzda bir hücrenin parçası oluyor... farkında olmadan aldığımız onca yabancı madde vücudu hırpalıyor ve hastalık ortamları oluşturuyor...

Doğal ortamlardan gelen gıdalar, sağlıklı besinler vücudu dingin ve huzurlu kılıyor.. ve bu huzur hayatın her alanına doğrudan yansıyor...

Düşünmeye ve denemeye değer bence... sevgiyle

26 Ocak 2014 Pazar

KIYMALI VE ISPANAKLI DUKAN GÖZLEMESİ ;

Kıymalı ve ıspanaklı dukan gözleme :) pek tarif veremiyorum ama bu nefis oldu..

Tarif benim .. az pişmiş kreplere sadece soğanı kavrulmuş çiğ kıyma ve soğanlı ıspanak koyuyorsın... katlayarak kenarlarına içten yapışması için yine krep hamuru koyuyorsun.. üstlerini fırça ile çok çok az yağlıyorsın... 180 derecede 30 dk da çıtır çıtır oluyor .. deneyin derim ,Tavsiye olunur..



23 Ocak 2014 Perşembe

En sık yaptığımız hata...."Herşeyi kilo verdikten sonraya ertelemek"

Öyle değil mi?

Tüm planları sonrasına ertelemiyor muyuz... yapmak isteyip yapamadığımız herşey için; "hele şu kiloları vereyim sonra" demiyor muyuz... Sanki hayatla kendimiz arasında tek engel kilolar.. yada hayattan kaçışımızın kabul gören tek özrü..peki ya gerçek...

Güzel, bakımlı, alımlı, neşeli, enerjik, eğlenceli olmak için gerçekten zayıf olmak gerekli mi diye bir düşünelim önce... hayırrr... bin defa hayır... bu sadece kendimize yarattığımız kocaman bir balon... kaçışımıza, korkularımıza bir kılıf.. kiloluyum ne yapayım diyerek hiç bir şey yapmayan, değişmek, gelişmek için kılını bile kıpırdatmayan kendimizle barışık kalmanın bir yolu...

Hatta abartan bilinç altımız kilo verip bu özür elinden alınmasın diye zayıflamayı bile içten içe reddedebiliyor... kilolarla neyin üstünü örtüyorsak.. işte o kilo vermemizi istemiyor...

Kendimizle barışmadan ve kendimizden memnun olmadan ne kadar çabalasak boş.. kalıcı kilo vermeye imkan yok.. o nedenle diyetin başından itibaren zayıf halimizdeki kişiymişiz gibi yaşamak, daha başından şöyle bir dikleşerek işte o zayıf kişi edasıyla salınmak, kendimize bakmak, sosyal olmak, dışarıya çıkmak, hobiler edinmek, aktif olmak gerek... kendimizi başından itibaren değerli hissedip "ey hayat ben geldim bana yer aç" demek şart.. saklanarak onca zaman kaybettik.. hadi artık... demek gerek..

Ardına sığındığımız ve bizim kilo almamıza neden olan ne varsa bir bir yüzleşmek... çözebildiklerimizi çözmek.. çözemediklerimizle barışıp kabullenmek.. tümüyle geçmişte kalanları affedip devam etmek.. işte gereken bu...

Sonsuz vadedilmiş zamanlarımız varmış gibi sürekli ötelediğimiz ne varsa... hadi eşeleyip deşeleyin biraz... bakın neler bulacaksınız.. zaman geçiyor.. insan kilo verdikten sonra zaten hayıflanıyor o kilolu geçirdiği yıllara... ama hayat beklemiyor.. inanın.. yapabilirsiniz.. bu kilo verme yolculuğunun başından itibaren olmak istediğiniz kişi olduğunuza inanarak yaşayın... bakın insanların tepkileri de sizin yaşamdan aldığınız lezzet de, çevreyle iletişimiz de nasıl farklılaşıyor... inanamayacaksınız... siz kendiniz hakkında ne düşünüyorsanız etrafa da o enerjiyi yayıyorsunuz... deneyin bana hak vereceksiniz...

Hadi ama... daha ne bekliyorsunuz...

Sevgiyle :)

Ertelemelerden sıkılmadınız mı sizce????

Sevgiyle...

18 Ocak 2014 Cumartesi

Ve "Dukan Diyet Grubu"nu kurup çalışmalara başladık...:)

Evet... sonunda başladık...

Uzun zamandır istiyordum... kaç defa yazdım, planladım.. ama başlamak zaman aldı.. demek ki doğru zaman bu zamanmış...

Yıllarca kiloları ile boğuşmuş bir kişi olarak biriktirdiğim deneyimler, yaşam koçluğu bilgilerim, hekim şapkamla olan inceleme ve değerlendirmelerim, yine uzun yıllar yöneticilik imbiğinden geçirdiğim insan davranışı analizlerim ve tabii dukan diyeti prensipleri bir havuzda toplandı... ve sonuç da, format olarak "diyet koçluğu" bunların birleşiminden doğdu...

Hep hissettim, hep söyledim; nasıl ki kilo almak sadece çok yemek değilse, zayıflamak ve bunu sürdürülebilir kılmakta sadece sıkı bir beslenme rejimi değil... etrafında dolaşan bir çok duygu, düşünce, algı, beklenti, hayaller yada hayal kırıklıkları var... acabalar, belkiler, keşkeler, eyvahlar doğrudan, yol su elektrik ve kilolar olarak dönüyor bize... nasıl bu duygusal yüklerle boğuşurken kiloları stokluyorsak, kilo verirken de eş zamanlı olarak bunları da çözmek, yüzleşmek, barışmak en azından kabullenmek gerekiyor. Bu yapılmadan kilo vermeler dönemsel aktiviteler olarak kalıyor ve bir süre sonra fazlasıyla geriye gidiyoruz tekrar...

Kilo verme eylemini yaşam koçluğu prensipleri ile tam da bu nedenle harmanladım.. Diyet sürecinde, aynı zamanda bu çalışmaları da yaparak yaşam alanlarımıza bakalım, bu duygusal yüklerin önce farkına varalım, sonra da bunlarla çalışarak artık birer yük olmaktan çıkaralım diye... yavaş yavaş.. adım adım.. kendimizi tanıyarak, yapabileceklerimizin enerjimizin farkına varıp keyfini çıkararak, her küçük adımda "başardım" duygusunu tadarak bir yandan da kilo verelim... kulağa hoş geliyor dimi :))) işte plan da bu... olabilir inanın...

Çoğumuz kilolarımızdan kurtulma ve diyet sürecinde aşırı bir obsesyonla bunu yaşamın merkezine koyuyoruz... tüm gündem diyet olabiliyor.. ve yaşanacak herşeyi kiloları verdikten sonrasına erteleyerek aslında yaşamı da ıskalıyoruz...yeterince kararlı ve sabırlıysak kilo da veriyoruz... ama ya sonra.. çözülmemiş, yüzleşilmemiş duygusal yükler öylece pusuda bekliyor.. biz eski yaşam rutinimize döner dönmez, yine eski uyaranlarla, konfor için, sığınmak için, unutmak için yemeğe başlıyoruz... ve sonrası hepimizin malumu.. hüsran, başarısızlık hissi ve daha çok yeme isteğinin tetiklenmesi.. bir cezalar ve mutsuzluk sarmalı...

Oysa kilo verirken bu temizlikleri de yapsak, yeni yaşam alanlarına yer açsak, yeni alışkanlıklar edinsek, kendimizden memnun olduğumuz uğraşlar keşfetsek, çevremizle barışsak yada barışacağımız bir çevre yaratsak..... diyet sonrasında da bunlar aynen devam edeceğinden pusuda tehlikeler olmadığı için geri kilo alma riskleri de olmayacaktır.. kısaca; daha mutlu, tatminli ve keyifli olacağız.. daha ne olsun dimi ama :)

İşte o nedenle, kilo verme çalışmalarımızda diyet planı merkezde olmayacak, farklı uğraşlar ve hedeflerle kombine edeceğiz ve yaşam alanlarımızı zenginleştireceğiz..

Başladık bile... ilk görüşmeler çok keyifli geçti... ben de ,çalıştığım arkadaşlarımda çok memnun kaldık... evet ya.. budur... böyle de gidecek.. başaracağız... biliyorum :)))

Ara ara gelişmeleri buradan sizlere de anlatacağım...

Yolumuz açık olsun... Rastgele..:)

Sevgiyle


16 Ocak 2014 Perşembe

Konfor alanının dışında olmak....

Önce ürperir hafiften insan... sanki kabuğundan sıyrılmış gibi.. sanki sıcacık ana rahminden çıkıp, soğuk, karmaşık, bilinmez bir diyara düşmüş gibi... kollarını kavuşturur öylesine bilinçsiz... bakınır etrafına ürkek... tuhaf duygularla sarmalanır... titrek adımlarla devam eder sonrasına doğru...

İşte aynen öyledir konfor alanından çıkmak... hemen kaçıp o güvenli limanına, senelerdir sığındığı o korunaklı kalesine dönme isteği kaplar... belirsizliğin o ürküten heyecanına doğru yapılan ilk hamleden sonra... gerçekten böyle hisseder insan...

Hepimizin konfor alanları var... ailemiz, işimiz, özene bezene kurduğumuz düzenimiz, vazgeçemem dediğimiz alışkanlıklarımız, çok düşünmeden tekrarladığımız ezberlerimiz, öncesi sonrası belli günlerimiz... sığınıp asla değiştirmediklerimiz... aslında kendimizi bir yerde içine hapsettiğiz, sıkıştığımız hatta boğulduğumuz günlük rutinlerimiz... ama değiştirmeye, değişmeye korktuklarımız... içinde kendimizi güvende hissettiğiz tüm rollerimiz...

Konfor alanının dışı... bir adım ötemizden başlayan... "ah keşke"ler, "bir gün mutlaka"lar, "ben istemezmiyim" ler... daha binbir bahaneyle ötelediklerimiz... dilimizden düşürmediğimiz projelerimiz... hayaller, hayaller, hayaller... ve binlerce sonsuz gerekçeyle olanaksızlaştırdıklarımız... taammüden... olur olma olasılığı bile korkutur da olmazların peşine düşeriz.. tam saha konfor alanı koruması için...

Ancakkk... konfor alanında renklerin tonu silikleşir giderek.. önce pastel renkli olur... sonra çoğunlukla gri...içerisini renklendirmeye bile üşeniriz hatta... uzaktaki tüm renkler konfor alanının dışındadır çoğunlukla... ah bir cesaret uzanabilsek deriz.. ama korkular, endişeler, güvensizlik duygusu, statiko kaygısı vs vs vs.. bir türlü uzanamayız...

Bir yeter noktası vardır ya... bir miyad... bardağın taştığı son damla...ve işte... konfor alanının dışındasındır... ve o ilk duygular... ürkek, tedirgin, utangaç ve heyecanlı...

Sonrası mı... ne olsun... uzaktan göründüğü gibi... rengarenk... capcanlı... yeniden yaşadığını anlarsın...

Sadece cesaret... hadi ama bi gayret...

Sevgiyle...

14 Ocak 2014 Salı

Çalışmalara başlıyoruz... dukan diyet koçluğu bence işe yarayacak :)

Merhabalar...

Bir süredir planladığım çalışmaya nihayet başladım. ilgilenen bütün arkadaşlara formları gönderdim...

Merak edenler için biraz bundan sonraki süreçten bahsedeyim... bu yolculuğu 3-4 ay sürecek bir koçluk çalışması formatında planladım... daha kısa yada uzun gereksinimi olanlar olabilir.. sonrasını da ayrıca planlarız...

Öncelikle hazırlık formlarını diyet çalışmalarına göre uyarladım... ilgilenen arkadaşlara gönderdim... buradaki bilgiler koçluk çalışmaları sırasında yardımcı olacak ve  benim sizleri daha yakından tanımamı sağlayarak çalışmalarımıza yön verecek...

Haftalık görüşme seansları yapacağız... her görüşme 30-40 dk civarında olacak... skype, telefon ya da uygun zamanlarda yüzyüze görüşeceğiz... bu görüşmelerde diyet yolculuğunu değerlendirecek, olası güçlükleri aşma yollarını tartışacağız... söz konusu diyet olduğundan, biraz koçluk, biraz danışmanlık, biraz mentorlukla devam edecek...

Amaç sağlıklı yaşam hedeflerine birlikte ulaşmak... siz bu konuda uğraş verirken sizlere yol arkadaşlığı yapmak...

Hepimize bol şans... yolumuz açık olsun...

Sevgiyle...


10 Ocak 2014 Cuma

SONUNDA NİHAYET ... KOÇLUK ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR :)))

Bu defa gerçekten ve nihayet buradayım... :))

Evetttt... uzun yurt içi yurt dışı seyahatlerinden dönünce hemen ciddi olarak koçluk çalışmalarına başlayacaktım.. ama nerede... sayfaya da bloka da bir türlü giremedim.. blogger şifresiyle sorun yaşadım.. neyse.. sonunda becerdim... ve buradayım...

Öncelikle koçluk sözü verdiğim herkesten özür dilerim...

Ulaşabildiğim kişilere tek tek yazmaya çalıştım... evet sonunda buradayım ve başlıyoruz...

Süreci anlatayım;

Koç; yol arkadaşı, destekçi, motivetör benzeri bir iş yapar...
Diyet koçluğunda da süreç böyle işleyecek... haftalık görüşmelerimiz olacak 1 er saatlik... skype, telefon ya da uygun zamanlarda yüz yüze... bazen koçluk, bazen danışmanlık, bazen arkadaşlık devam edeceğiz... destek olabilirsem ne mutlu bana..

Bu çalışmaya başlamadan önce bazı sorular göndereceğim katılan kişilere... bu süreci birlikte planlarken bu yanıtlar yararlı olacak... sonrasını hep birlikte göreceğiz...

İstersek.. gerçekten istersek yapamayacağımız hiç bir şey yok... inanın...

Benim diyet maceram 2010 da başladı... yaklaşık 56 kilo verdim... +5, -5 oynasam da... büyük ölçüde koruyabiliyorum... evet ben de bir 10 kilo daha vereceğim ama.. 2 senedir kiloyu korumak da önemliydi... kısaca.... istersek hem kilolar gidiyor, hem geri alınmıyor...  YAPABİLİRİZ... hepimiz... inanın bana...

Artık sık sık yazacağım... şimdilik bu kadar olsun...
Sevgiler ve bol şans hepimize... :)

29 Ağustos 2013 Perşembe

Dukan Diyet Macerası.. Düşündürdükleri... Diyet Koçluğu - Danışmanlığı


Yeniden merhabalar..

Gönüllü Dukan misyonerliğim sürüyor.. yürüyen bir tanıtım afişi gibi hissediyorum bazen kendimi... özellikle eski hallerimi bilenlerin "gerçekten mi.. ya inanılmaz... nasıl yani" çığlıklarına alıştım...

Yaklaşık 1 senedir +- 4 kilo civarında oynasam da kilom genelde sabit gidiyor... evet tamam daha vermem gereken 8 kilo var ama verdiğim onca kilodan sonra bu da sıkı bir kontrolle 2-3 aylık bir şey...şimdilik yazın, özgürlüğün tadını çıkarıyorum... kalan kilolar için son disiplinli uygulamayı
kışa erteledim şimdilik...

Gezme mevsimindeyim işi bıraktığımdan beri... ruhumdaki gezenti, haşarı, yaramaz, meraklı çocuğu besliyorum.. deli dolu yollardayım işte.. git gelmişti.. ben de gidiyorum uzun, uzak :)) bol bol da dalıyorum, fotoğraflıyorum bence olanları...

Evet hayatımda ilk defa kilo verip geri almadım... teşekkürler, binlerce ve binlerce defa Mr Dukan... Seyahatlerde çok kasmadan.. arada yaptığım saf protein günleriyle.. yada bir
haftalık sıkı dukan kontrolü ile dengeleyebileceğimi öğrendiğimden beri keyfime diyecek yok... tat ala ala yediklerimin sonrasında pişmanlıklar yok... protein günü sabahlarında ya da sıkı dukan haftalarında bunu bir ceza olarak algılamak yok.. bu bir dengeleme sistemi ve öylesine de kolay... hayatla barışık... keyifle karışık... bence öyle yani :))

Gençliğimde, hemen bütün hekimlik yıllarımda, yöneticilik döneminde obezite, zayıflama ve wellness konuları hep özel ilgi alanımdaydı... bazen kişiler merakım ( malum nedenlerle :)))))  ) bazen de yönetici gözlüğümle ne kadar yayın, yazı, bilgi varsa okudum inceledim... Ne kadar da umutsuzdu tüm istatistikler...

Obezitenin neden olduğu diyabetin tedavisinin ancak bariatrik cerrahi ( zayıflama amaçlı ameliyatlar, kelepçe, mide küçültme, bypass vs) ile mümkün olduğu, diyet yada ömür boyu yapılan rejimlerin asla başarılı olamadığı konuşuluyordu toplantılarda..

Verilen kiloların, sadece 1 sene sonra bile, kalıca olarak korunma şansı % 15 civarındaydı maalesef...

Spor salonlarına kayıt yaptıranların devam etme oranı %15-25 arasındaydı...

Peki neden böyleydi... başlangıçtaki kararlılıklar, motivasyon, disiplin nerede kaybediliyordu...

Evet kilo vermek kolay değil.. ama öyle aman aman zor da değil... ne kadar istediğinize bakıyor... hangi diyeti yaparsanız yapın, ciddi bir metabolizma sorununuz yoksa yada çok absürd bir yöntem kullanmadıysanız öyle böyle kilo veriyorsunuz.. az yada çok kilo verebiliyor insan... biraz disiplin, biraz motivasyon yetiyor...

Ama asıl zor olan bunları korumak... yeniden başa dönmemek... yeni beden imajını içselleştirip ona uygun yaşayabilmek.. işe bunu başaranlar sadece 100 kişide 15 kişi... üzücü ve ürkütücü bir istatistik... daha baştan insanın " yeniden geri alacaksam bu kiloları neden vereyim ki" diyesi geliyor değil mi...

Öyle olmak zorunda değil... bu başarıyı arttırmanın yolları olmalı ve var gerçekten... Dukanın kendi Web sitesinden yayınlanan istatistiklerde ( başka kaynak olmadığından güvenmek zorundayız sanırım..) bu oran % 60 ların üzerinde... bu da bu diyetin esnek ve sürdürülebilir yapısından kaynaklanıyor.. Dukan koçluğu da destek oluyor tabii...

Konu hakkında okuyup araştırırken ve son yıllarda tanıştığım "Koçluk" bilgileriyle de harmanlayınca yepyeni bir düşünce belirdi içimde... evet dünya da sağlık koçluğu, hastaların yakın takibi, motivasyonun sürdürülmesi, hedeflere ulaşırken yapılan yol arkadaşlıkları ile inanılmaz sonuçların alındığı, bir çok yazının ortak sonuç değerlendirmesiydi... sağlık koçluğu bu haliyle diyet koçluğu olarak uygulanabilirdi... hem de dukan yöntemi ile kişiler kendileri tam katılımcı olacaklar, ve kendi yollarında güvenle ilerleyeceklerdi... Dukan bu yaklaşıma en uygun diyet modeliydi...

Koçlarla çalışan kişiler nasıl kendi hedeflerini kendileri koyuyorsa, bu diyette somut hedef kilo olarak belliydi... Haftalık görüşmelerde koçlar çalıştıkları kişilerle sohbet ederken kazanılan farkındalıklar ve yeni soluklarla nice tıkanıklıklar açılıyor, motivasyon ve iç enerji tazeleniyordu... işte bu bile diyet yapanlara yol arkadaşlığı yapmak için anlamlı bir nedendi... benzer konu spor alışkanlıklarının yerleştirilmesi, sağlıklı yaşamak vs gibi bir çok konuda olabilir... Maksat istediğimiz, "Türk gibi başladığımız" :)) ve başlangıçta inanılmaz motive ve istekli olduğumuz bu konularda bunu sürdürülebilir kılmaktı..

Neden olmasın dedim... Ben bir de üstüne bir hekimim... zaman zaman Dukan'da da kendime göre değişiklikler hep yaptım, yapmaktayım... Yine bu konuda KOÇ-Danışman rolü de olabilir... Bunca bilgi, bunca denenmiş yöntem... bunca birikim.. bunca misyonerlik ruhu hem de pozitif bir yöne aktarılmış olur...

Bu konuyu sizlerin de görüşlerinize sunuyorum... Özellikle koçluğu bilenler, bu konuda deneyimi olanlar benimle paylaşırlarsa sevinirim... bu arada vaktim uygun oldukça, tabii ancak sınırlı sayıda Dukan dostuna skype aracılığıyla yada yüz yüze koçluk-danışmanlık yapabilirim... misyoner ruhumun devamı olarak... belki onlar da bir gün bana bir kahve ısmarlarlar :)))

Samimi düşüncelerinizi, olumlu ya da olumsuz paylaşırsanız sevinirim...

Sevgiler.. iyi bakın kendinize, bol şans olsun hepimize

Sema



5 Mayıs 2013 Pazar

Yeniden Merhaba...

Uzun bir ara oldu yine... bir de daha sık yazma sözlerime rağmen, yazamadım... biliyorum... affola...

Son 2-3 ay... öyle hızlı değişti ki her şey... ben de değiştim peşi sıra... aylardır kararlıydım... yapmak istediğim ne çok şey vardı... benden yepyeni ben çıkarmıştım ya ortaya... işte bu yeni benin içi içine sığmıyordu... öyle çok zamanı ıskalamışken.. zaman böylesi hızla akıp giderken... "git gelmeleri" öyle sık olmaya başladı ki... sormayın...

Evet ya... artık fazla kiloların büyük kısmı gitmişti... yeni bir enerji ile bakıyordum hayata... yapılabilecekler sofrası önümdeydi çeşit çeşit alternatiflerle... sadece bir cesaret atlamak gerekliydi... işte öyle..

Sonunda atladım ben de... senelerdir yaptığım, aslında yaparken çok da keyif aldığım, başarılı hissettiğim işimin güvenli limanından demir aldım... seyirdeyim şu aralar... biraz eğitim, biraz koçluk, biraz dalış, biraz iş... bakalım yelkenlerimi hangi rüzgarlar dolduracak... çok heyecanlıyım... ama bir o kadar da gururluyum kendimle... sonunda başardım... güvenli limandan çıkabildim diye....

Neler mi yaptım bu arada.... Önce Endonezya Lembeh te su altı fotoğraf workshop'undaydım 10 gün... müthişti... acayip eğlendim... yine çocuk oldum su altında... sonra Amerika... biraz iş biraz gezi... Annapolis de yelken bile yaptım... Amerika'da diyet uygulamalarını da inceledim bu arada... kitaplara dergilere baktım... Sonrası bir kongre için Antalya'daydım...

Vee sonunda geçen hafta döndüm yine şehrime.... Dukan ne oldu diyorsunuz dimi.. :((( maalesef önce Endonezya da zaten çok seçenek yoktu yemek konusunda... dalışlarda ne bulursak yedik... Amerika da ben biraz da kendime izin verip baştan çıktım.... döndüğümde ödem falan derken maalesef +4 kilo durumundaydım.. bu hafta bir sıkı seyir haftası... -2 oldu bile...

Yani yine, yeniden ve tekrar... Çok yaşa sen Dukan Diyetim... bu gibi durumlarda tekrar toparlanamaz ve kilo alımını sürdürürdüm eskiden... ama bu diyetle, yoldan çıksa bile insan... yeniden yola dönmesi kolay oluyor... depresyon kuyularında boğulmadan, suçluluk duymadan, hatta üstüne bir de kendinle barışık olma durumunda... inanılmaz...

Gerçekten.. bu "kontrol bende" duygusuna bayılıyorum...

Buradayım sonunda.... son tatilden kalan 2 kilo ile birlikte vermem gereken 7-8 kilo var daha... biz şuna bir 10 kilo diyelim... :))) sizinle paylaşarak, keyif keyif verelim...

Şimdilik bu kadar olsun... iyi seyirler olsun hepimize...
Sevgiyle

22 Mart 2013 Cuma

Öncesi .... Sonrası (2)....Dukan Diyetim ve ben :))



ÖNCESİ SONRASI.... ORTAYA KARIŞIK... İŞTE BEN



Son öncesi sonrası yazısının üzerinden yaklaşık 9 ay geçmiş... ben de bir yenisinin uygun olacağını düşündüm... o zamana göre sanırım 12 kilo daha zayıfım....

Ve şu günlerde diyeti yine kurallarına uyarak, disiplin içinde uygulayıp kalan son 7-8 kiloyu da verip artık tam anlamıyla güçlendirme ve koruma çeşitlemelerine geçmek istiyorum...

Yaklaşık 6 aydır kilo verip almıyorum... bu bile tek başına bir başarı değil mi...

Bu son diyet aşamamı da, olabildiğince günlük olarak sizlerle paylaşacağım yediklerimle birlikte... bu nedenle de motivasyon olsun diye..... 2. bir öncesi sonrası yapayım dedim... :)))


2009
2013

Bol şans olsun hepimize..... Sevgiyle..... :)))

21 Mart 2013 Perşembe

Dukan Diyetinden öğrendiklerim...

Ne çok şey var aslında...

Senelerce eski klasik diyetlerle debelendikten sonra, hayatıma dukan diyeti ile giren yeni alışkanlıklarım.... ve aylardır kilo almadan devam etmemi sağlayan sistem... kulağa inanılmaz geliyor değil mi? ama inanın gerçek hepsi...

Öncelikle PROTEİN konusu; üzerinde en çok spekülasyon yapılan konu... oysa yağsız olmak şartıyla normal beslenmede protein oranlarının % 50 - 60 olmasının kanıtlanmış bir yan etkisi yok... ve yine oysa, karbonhidratların hemen hepsinin aşırı tüketimindeki toksik etkileri artık çok net biliniyor.... öyle olduğu halde bilim dünyası hala, biraz daha yüksek proteinle beslenmeye mesafeli yaklaşıyor... daha çok araştırmak, çalışma yapmak ve sevgili proteinimizi bu zandan kurtarmak gerekiyor bence... :))))

Günlük beslenme rutininde bile, yenilen proteini biraz arttırıp karbonhidratlara biraz dikkat etmek  kilo kontrolünde inanılmaz işe yarıyor.... yaşanarak denenmiştir gerçekten....

YULAF KEPEĞİ ile tanıştık hep birlikte... ekmeğine, kekine alıştık.... uzun süre tok tutan, kan şekerini oynatmayan, B vitamini deposu sevgili yulaf kepeği... hoş geldin, iyi ki geldin mutfağıma...

MEYVALAR VE GERÇEK... evet... çocukluğumuzdan beri meyvaların faydalarını öğrendik, öğrettik... dost meyvalar... ne kadar çok yersen o kadar faydalı... klasik diyetlerde bazı öğünleri ve ara öğünleri sadece meyva yedik... ne büyük hataymış... fruktozun da masum olmadığını böylece öğrendik... ortalıkta fruktoz, sakkaroz ya da glikoz fazlaca dolaşmazsa meğer vücut nasıl da rahatlıyormuş... dokular toparlanıyormuş... cilt daha bir güzelleşiyormuş... hem kilo verip hem de bunu yaşamak harika bir duygu.... bence süreç tam da anti metabolik sendrom gibi çalışıyor.... doğrudan göbekten kilo veriyorsunuz... harika değilmi???

SEBZELER; doğru kullanılırsa vücudun meyvalara ihtiyacı kalmadan tüm vitaminini minarelini karşılıyorlarmış... sebzelerin de vitamin içeriklerini dukan diyetiyle fark ettim gerçekten...

SÜT TOZU nu un yerine kullanarak ve sağlıklı tatlandırıcılar ve aromalarla inanılmaz çeşitte tatlı, bisküvi, kek vs yapılabileceğini... diyet yapmanın damak tadından vazgeçmek olmadığını, hatta aç kalmak hiç olmadığını da öğrendim....

Bunlar ilk aklıma gelenler.... "dukan diyeti zararlı ve zor " diyenler için yazayım dedim tekrar tekrar :))

İyi ki tanışmışım dukan diyeti ile.... teşekkürler Mr Dukan :)

Sevgiyle...

10 Mart 2013 Pazar

Yine bir bahar.. yine yeni bir yeniden...

Uzun ara yine... affola...

Hayatın bazı dönemeçleri vardır hani... zorlarsın zorlanırsın... Karışırsın hatta karıştırırsın....
Siyah-beyaz olmayan gri günlerdir onlar...
Kararlar alırsın, bazen kararlar seni alır....
İşte öyle günlerdeydim son aylarda...

Dukan diyetimi tam uygulayamasam da, aralıklı ayarlamalarla bir iki kiloluk oynamalarla geçti bu sıkıntılı aylar...

Bugün nefis bir bahar güneşi... ballıbabalar... dallardaki taze bahar çiçekleri... minicik gururlu mineler... bahar evet nihayet bahar.... öyle iyi geldi ki bana...hadi sen de çiçeklen artık der gibi...

Ben de öncelikle buradan başlamaya karar verdim...

Yeni bir başlangıç için merhaba...

Daha vermem gereken 6-7 kilo var... yeniden disipline olup öncelikle onu vermeli... daha çok okuyup, diyet felsefi konusu araştırılmalı ve sizlerle paylaşılmalı... sözünü verdiğim anket sonuçlarını toparlanmalı... çok katılım da olmadı... belki yeni bir dizi çalışma planlanmalı... dukan  diyeti bunu hak ediyor... daha çok inanıp güvenmemiz için... sevdiklerimize önerirken içimizin daha da rahat etmesi için...

İşte böyle bir "YAPILACAKLAR" listesiyle geldi bahar...
Daha çok yazacağım...  yaşananları, duyguları, çıkarımları paylaşmak önemli... daha çok paylaşacağım...

Bahar günlerinin tadını çıkaralım... bakın dallarımız nasıl da heyecanlı... hep birlikte yeniden çiçek açalım...

Sevgilerimle....


Öyle bir tebessüm olsun ki yüzünde..
En çocuk hallerin ağırbaşlı kalsın...
Öyle bir gülümse ki hayata...
Nedenini bilemeyenlere bir acaba...
Bahar ekmiş yüreklere bir merhaba...
Ve tüm yenidenlere umutlar katsın...

Sema....



9 Ocak 2013 Çarşamba

Dukan Diyeti varken niye bu kiloları taşımak zorunda kalsın ki insan???


Gerçekten anlatabilsek keşke... her gün kaç kişiye anlatmaya çalışıyorum... tekrar tekrar....

Ameliyatımdan sonra, onca hipotiroid sıkıntılarıma rağmen kilo almadıysam... Sağ ol sevgili Dukan... daha ne diyeyim...

Ama nedense bir direnç var... belki de ben de öyleydim önceden... kilolarımı taşırken önüme çıkan çözüm önerilerine mesafeliydim belki de... denemek ve başarısız olma korkusu mu...kilo veremeyeceğinden emin bilinçaltımız mı engel olan... belkide.... yoksa denemekten bile kaçmak niye... niye bu kadar zor kilolarına tutunmuş onca kişiyi ikna etmek... basit değil... biliyorum...

Daha önce de yazdım.... Kilolu olmak nasıl ki "SADECE YÜKSEK KALORİLİ BESLENMEK" değilse, zayıflamak da "SADECE DİYET YAPMAK" değil... beraberlerinde pek çok faktör var... sosyolojik, psikolojik, ergonomik, fizyolojik bir çok etmen içiçe... paket olarak... bonusları ve faturaları ile beraber.... basit değil... hiç değil... ondan bu zorlanmalarımız...

Kilolara tutunuyoruz bazen... bir şeylerin üstünü örtmek için... bazen ceza gibi bazen de ödül... intikam almak hatta bazen... çoğu zaman bir kaçış... kendimizden... yapabileceğimiz halde yapmadıklarımızdan... değiştirmeye korktuklarımızdan... bir özür kimi zaman... karışık... çok hemde...

Ayıklayıp bir bir ayrımında olmak da imkansız gibi... destek almayı bile düşünemiyor insan... öylece ömür boşa giden, gerçekçi olmayan, üste kilo aldıran diyet denemeleriyle geçiyor... hep gündemimizde.... ama asla gerçeğimizde olamıyor...

Bu döngü kırıldığında, arkası kolaylıkla geliyor...

İşte zor olan bu döngüyü, bu kargaşayı kırabilmek... ah anlatmanın kolay bir yolu olsa keşke...

Sevgiyle :))

4 Ocak 2013 Cuma

Zayıflamaya karar verdik.. peki bedenimizden izin aldık mı??

Gülmeyin hemen...
Yukarıda yazdıklarım ilk başta saçma gibi gelse de, inanın gerçek...

Biz, düşüncelerimiz, bedenimiz, beden algımız, kilo alma nedenlerimiz, kilolarımızla üstünü örttüklerimiz.. öyle karmaşık ki aslında... nasıl ki "kilo almak" kendi başına sadece kilo almak değil, zayıflamak da sadece " diyet yapmak" değil...

Beden algımız çoğunlukla gerçekten çok farklı... aynaya baktığımızda gördüklerimiz, gözümüzün alıştıkları, görmek istediklerimiz... ya da görmek bile istemediklerimiz...kendimizle yada bedenimizle ilgili algılarımız... aynaya bakıp "çok canım, daha neler..." demelerimiz... hepsi etkili kararlarımız ve zayıflama yolculuğumuzda....

Bir çok psikolojik, sosyolojik, psikosomatik ( psikolojik kökenli etkenlerin vücutta yarattığı bozukluklar) ve etyolojik etmen öylesine iç içe ki beden algımızda... işte diyette başarılı olma ya da hüsranla sonuçlanma arasındaki fark, tüm bu etmenleri görerek çözüm üretmekten geçiyor...

O nedenle; vücudu dinlemek, anlamak ve algılamak çok önemli... diyete başlamadan önce, "buna hazırmıyız, "ben" ne durumdayım, gerçekten istiyormuyum, zayıflarsam neler olacak, bu doğru zaman mı" sorularını kendimize sormalıyız.. kendi iç dünyamıza ve bedenimize, hatta belli organlarımıza konsantre olup "İZİN ALMALIYIZ"... çok önemli inanın...

Vücudumuz diyet ya da zayıflama yolculuğunda kendini stres de hissetmemeli... bu süreci... çok daha iyiye ulaşmak için yapılacak olan bu yolculuğu " BİR CEZA DEĞİL BİR ÖDÜL" olarak algılamalı.. yoksa boşuna oluyor bir çok gayret.. bol duraklamalı, dirençli dönemler yaşıyoruz.. biraz disiplin bozulunca hoppppp tüm verilenler geri geliyor...

Ben; diyet öncesi yapılacak bu psikolojik hazırlık döneminin önemini, bedenimizin ve beynimizin bu işe birlikte gönüllü baş koymasının, bu kararlılığın getireceği farklı yaşadım... deneyin siz de bana hak vereceksiniz.. bedenimizi korkutmayalım... bırakalım rahatlasın... bize destek olsun her anlamda...üçüncü bir kişiyi ikna eder gibi ikna edelim onu... ve izni olsun taaa içinden....

Teknik olarak çok zor yöntemleri yok bu işin... gözlerinizi kapatın, konsantre olun ve düşünün.. ya da bir beyaz kağıt alın yazarak anlatın... kendi kendinize, dingin, huzurlu bir ortam olsun yeter... sorun kendinize "İSTİYOR MUYUM, GERÇEKTEN... HAZIR MIYIM, GERÇEKTEN"...

Deneyin bence... farkı göreceksiniz...

Sevgiler :))

2 Ocak 2013 Çarşamba

Dukan Diyeti ile ilgili deneyimlerimiz....bilgi ve bulgularımız... hadi bir araya getirelim...

Yeni yılın ilk günleri.. herkese iyi yıllar... gönlümüzce olsun herşey...

Dukan Diyeti ve medikal süreçler ile ilgili geçen sene bir çalışma yapmayı düşünmüştüm ancak son ayların koşturmasından fırsat olamamıştı...

Dukan Diyetine başladıktan sonra, ilgili olan olmayan öyle çok tepki aldım ki.. hele hekim arkadaşlarım çok daha tedirgin ve eleştirisel yaklaşıyorlardı.. tamam onların bir kısmı ön yargı ile, bir kısmı Atkins diyeti ile karıştırdıkları için bu tepkileri veriyorlardı ancak haklı oldukları nokta ; DUKAN DİYET YÖNTEMİ HAKKINDA YAYINLANMIŞ, BİLİMSEL VERİLER ÇOK ÇOK AZDI... çok araştırdım elimden geldiğince... sevgili İlkay'a rica ettim bir chatt de koçlara sordu.. mail attık... ancak gelen yanıtlar çok yüzeysel, tanıtım broşürü lezzetindeydi maalesef... doğru dürüst yapılmış, hasta verileri ile desteklenmiş bir çalışmaya rastlayamadım... Oysa binlerce hastası ile Dr Dukan bunu kolaylıkla yapabilirdi ama yapmamıştı nedense... ya da tüm uğraşlarıma rağmEn, ben sonuçlara ulaşamadım... işte öyle :)

Hekim tarafım BUNU BİZ YAPABİLİRİZ dedi sonunda... sizlerin desteğiyle... tamam Dr Dukan bunu yapmamış... bu eksik... ama bizler; Türkiye de dukan diyet prensiplerini uygulayarak kolaylıkla kilo veren bizler, deneyimlerimizi birleştirirsek "BİLİMSEL BİR ÇALIŞMA" çıkarabiliriz, hem kendimiz hem de bu diyete kuşkuyla yaklaşan herkes aydınlanmış olur.. işte böyle düşünerek... çıktım yola... hayrola...

Sizlerden ricam, bu diyete başladığınızdan itibaren kan tahlil sonuçlarınızı, hekim takip hikayelerinizi, yaşadığınız sağlık sorunlarınızı, diyet sürelerinizi, verdiğiniz kilo miktarlarını benimle paylaşmanız... bunların çok özel bilgiler olduğunu da biliyorum... bunları bana gönderirken isimlerinizi söylemeniz de gerekmiyor... sadece toplu verilere girecek rakamları oluşturmak için her birinizin göndereceği bilgiler çok değerli olacak...bunları benimle paylaşırsanız çok sevinirim... ayrıca bana da sormak istediğiniz diyetle ilgili sağlık sorunlarına memnuniyetle yanıt veririm ya da hekim arkadaşlarıma danışarak sizi uygun şekilde yönlendirmeye çalışırım...

Bu çalışmanın anlamlı olabilmesi için en az 500 kişi ya ulaşmayı hedefliyorum... bu sayıya ulaşabilirsek bilimsel olarak çok değerli olacak.... hepinize şimdiden teşekkürler...

Bu çalışmaya katkı sağlamak isterseniz aşağıdaki soruların yanıtlarını mail yada mesaj olarak bana göndermeniz yeterli olacaktır...

budefadukandiyeti@yahoo.com.tr
semaakgun2@gmail.com
http://www.facebook.com/budefa.dukandiyeti?ref=tn_tnmn
http://www.facebook.com/pages/BU-DEFA-Dukan-Diyeti/296942993734168
http://budefadukandiyeti.blogspot.com/

Katkılarınız için hepinize şimdiden teşekkürler.... çok heyecanlıyım... umarım sonuç hepimizi mutlu eder :))

DUKAN DİYETİNDE;
1) Kaç kilo verdiniz ( öncesi sonrası kilonuz) boyunuz??, yaş, cinsiyet bilgileriniz?

2) Dukan Diyetine başlarken bildiğiniz bir hastalığınız varmıydı??

3) Diyete başlamadan doktor kontrolü ya da kan tahlili yaptırdınız mı? sonuçlarını  paylaşır mısınız

4) Diyet sürecinde doktora gittiniz ya da tahlil yaptırdınız mı? sonuçlarını paylaşır mısınız?

5) Bu diyetle ilgili bir sağlık sorunu yaşadınız mı?? ( saç dökülmesi, kaşıntı, halsizlik, kabızlık, uykusuzluk, depresyon, vs?) bu konuda neler yaptınız??

6) Dukan Diyeti sırasında adet görmenizde bir düzensizlik oldu mu? ne kadar sürdü?

7) Kilo verdikten sonra sağlık sorunlarınızda ve yaşam kalitenizde nasıl değişiklikler oldu?

8) Diyet sürecinde önerilen şekilde mi beslendiniz? kaçamak sıklığınızı ve kaçamaklarınızın ciddiyetini göz önüne alarak bu durumu genel olarak 0 ve 5 arasında puanlar mısınız (
              0: hiç kaçamak yok,
              1: çok çok az kaçamak yaptım,
              2: ara sıra kaçamaklarım oldu ama çok ciddi değillerdi,
              3: arasıra kaçamak yaptım ve ölçüyü aştım,
              4; sık sık önerilenlerin dışına çıktım
              5: sıklıkla önerilenlerin dışında önemli ölçülerde kaçamak ve farklı beslenmelerim oldu)

9) Dukan Diyeti konusunda genel düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız?...




Sevgilerimle...

Not: Burada sormayı unuttuğum ve eklemek isteyeceğiniz herhangi bir konu ya da spesifik bir soru varsa ayrıca belirtirseniz çok sevinirim... katkılarınızdan dolayı tekrar teşekkür ederim...


1 Aralık 2012 Cumartesi

Ve yeniden; DUKAN a dönüş :)) iyi ki :))

Biliyorum biliyorum... uzun oldu yine... son yazılara da hep böyle başladım... ama bu defa mazeretim önemliydi gerçekten... :))) kısa bir rahatsızlık molası... öyle, böyle derken yazamadım :)))

Biraz da plansız bir ameliyat, hazırlığı ve de sonrası... istemeyerek de olsa dukanı ihmal ettim... ama artık tekrar normal yaşama adapte olurken... Yeniden hoş geldin dukan..

Nekahet, aman güçsüz kalmayalım derken... işin faturası + 3 kilo olunca..... acilen doğru yola dönüş planlandı... ancak hiç de panik olup eyvahlanmadan... ve işte bu da dukan farkı....:))

Önce itinayla dukan alışverişi... dukan ekmekleri ve kakaolu şirin kek... en favori yemekler de yapıldı... ve oyun yeniden başladı :)) işte yine doğru yoldayım kısaca....

Daha önceleri beni hep böyle havalar mahvetti :)... nasıl yani demeyin... asla beceremedim sıkıntılı dönemlerden sonra öyle hemen toparlanıp diyetime geri dönmeyi... yo yo günleriydi onlar... böyle günlerde hep, verdiğim kiloları birer birer geri alır, tartılardan ve aynalardan kaçar, kendimi konfor yemelerine adardım... şimdi bunu çok daha iyi anlıyorum...

Dukan Diyeti öyle bir sistem ki; insan geri dönebileceğini, yeniden becereceğini, kaldığı yerden devam edeceğini biliyor... tabii bu bozup bozup tekrar baştan başlamak değil..o çok da sakıncalı... sadece böyle zorunlu yoldan çıkmalarda artık tümüyle kaybolmuyor... daha önceki deneyimle hem diyeti hem kendini, yapabilirliğini ve bunun kolaylığını biliyor... fark da orada...

İşte bu nedenle; biliyorum ki BİR DAHA TEKRAR KİLO ALMAYACAĞIM... ince ayarlarla artık dengeleyebiliyorum... hem de hiç zorlanmadan... bunu bilmek, daha da önemlisi inanmak öyle güzel ki... anlatamam.... öyle iyi hissettiriyor ki... güvenli... dingin... gururlu... mutlu... daha ne olsun ki....

Çevremdeki herkese resmen mobbing yapıyorum... bu diyetle tanışmalılar... kendileri için bunu yapmalılar... her geçen gün hayattan kaybediliyor... özellikle ciddi kilolular için çok önemli... o kadar çok şeyden uzak kalıyor ki insan... hayatı resmen kıyısında yaşıyor... bu halde geçirdiğim seneleri nasıl yaşadım, bunu kendime nasıl yapmışım... inanın bilmiyorum... sanki uyuşmuştum... sanki bir beyin tutulmasıydı... öylesine puslu ki bu anılar... beyin özellikle unutmayı seçiyor sanırım...

Kaç defa dedim... yine diyeyim... eğer insan bilse... kilo verince olacakları GERÇEKTEN ANLAYABİLSE... asla asla bunu yapamaz kendine... öyle inanıyorum ki buna... işte bu inançla taciz ediyorum sevdiğim kilolu her kişiyi... affola :)))

Sevgiyle :)) iyi şanslar bu yolda hepimize....

6 Kasım 2012 Salı

Zayıfladım ve yeniden dalmaya başladım... teşekkürler Bay Dukan :))

                                                          

Çok ara verdim çokkk biliyorum, affola :) Ama bu arada neler oldu neler... işte tüm bunlar "sonrası" durumunda yaşadıklarım.... öyle çok şey var ki yapacak... ve öyle bir enerji ki hissettiğim... sanki her şeyi yapabilirim... hayat uzanıyor önümde bir lezzet sofrası gibi... tadım tadım yaşamak kararındayım... Dukana en gönülden teşekkürlerimle...

Seneler önce bırakmıştım dalmayı... önce vakit olmadı.. sonra giderek biriktirdiğim kilolarla... "dalmak mı... hadi canım sende" durumundaydım....

Geçen seneden beri aklımdaydı... artık diyordum... artık yapabilirim.... işte önce hayallerimde oluşan bu su altı hevesi, giderek su altında fotoğraf çekme özlemiyle de birleşince ( sanki su yüzünde fotoğraf çekermişim gibi) :)) 30 Ağustos da kısa bir Kaş kaçamağı ile eğitimi aldım... tek yıldız dalgıç brövem elimdeydi.. sonra arkası nasıl da geldi... artık eğrisi doğrusuna mı geldi denir... Tanrım bahşetti mi denir... evren önümü açtı mı denir :)) önce bayramda Kızıldeniz gezisi ayarlandı... dalış sayısını arttırmalıydım... ben de araya bir Kaş kaçamağı daha sıkıştırdım... veee işte tam o tarihlerde Kaş ta bir de su altı fotoğraf atölyesi olunca.. bir arkadaşım da bana su altı makinesi yetiştirince ben hayatımın ilk digital çekimlerini su altında bu atölye de yaptım... sonra diğer dalışlar... sonra da su altı dünyasının Mekkesi Sharm... bayramda bu görsel şöleni yaşadım....

Nereden nereye... daha 3 ay önce sadece düşlerimde olan scuba nasıl da birden hayatıma girdi... eğitim, fotoğraf, nefis Kızıldeniz su altı, Thistlegorm batık dalışı derken.... hayal bile edemeyeceğim bir hızla hayatıma girdi su altı, dalmak ve su altı fotoğrafçılığı....

Hayallerimize uzanmakta tereddüt yaşarız bazen... bazen olurlara bakmaz, olmazlara sığınırız... en kolay kaçışımız da, ya da kaçış özürümüz kilolarımızdır... ama hafifleyince... o tazelenen yaşam enerjisiyle... öyle çok kapı açılıyor ki yaşamaya dair... evren de yanımızda... Alaaddinin lambası gibi... sadece ne istediğinize karar verin ve inanın bence.... kalanı çorap söküğü gibi geliyor...

Her şeyin başı... kendine inanmak... yapabileceklerine... yaşamaya inanmak.... yaşamaya kararlı olmak... cesaretle.... üzerine üzerine....inanın değiyor her şeye..

Sevgilerimle... :)))

5 Ekim 2012 Cuma

Saç dökülmesi, kalsiyum ve dukan diyeti

Evet... aynen dün yazdığım gibiymiş konu... bugün gerçekten detaylı olarak araştırdım...

Fazlaca tıbbi deyim kullanmamaya çalışarak olayı biraz daha anlatmaya çalışayım...:))

Vücudumuzda Kalsiyumun % 98 i kemiklerde bulunuyor... kullandığımız, kalsiyumun kan da serbest olan, iyonize denilen kısmı.. kan da kalsiyumun % 50 si kan proteinlerine bağlı bulunurken % 40 ı serbest dolaşıyor... kanda protein miktarı artınca bağlı olan kısım artıyor.. artmış bağlanmada asit-baz dengesinin de rolü var... ayrıca yine artmış protein miktarı böbrekten fazla miktarda kalsiyum kaybına da neden oluyor... hatta bu durum böbrek taşı oluşma riskini 2.5 kat kadar arttırıyor...

Bu kalsiyum azalması, dışarıdan ekstra  kalsiyum takviyesi ile azaltılabiliyor ve kan kalsiyum değeri tekrar normale dönüyor...

Gelelim bizim dukan diyetine... atak ve sp günlerinde %60-90, sebze-protein günlerinde % 50 protein alan bizlerin, doğal olarak kan protein düzeyi artıyor... proteinler vücutta depolanamadığından, üre ve ürik aside parçalanana kadar da kanda dolaşıyorlar... işte o nedenle bizde yukarıda bahsedilen kalsiyum azalma sıkıntısının görülmesi normal...

Kanda serbest kalsiyumun azalmasının ( hipokalsemi) derecesine göre farklı bulgular görülebiliyor... çok ciddi azalmalarında kasılmalar, uyuşukluklar olurken... hafif azalmalarda tırnaklarda kırılmalar, saç dökülmeleri sık görülen bulgulardan...

Dukan Diyeti uygulayıcılarının en çok yakındığı şikayetlerden olan saç dökülmesinin bir nedeni de bu kalsiyum azalması olabilir...

Bu konuda yapılan çalışmalar 3 ay gibi bir sürede aşırı protein alımına bağlı kemik erimelerinin bile olabileceğini, yani kemiklerdeki kalsiyum yoğunluğunun azalmasının ( osteoporoz) görülebileceğini iddia ediyor...

Ciddi kilolular için seyir döneminin 4 - 6 ay sürebileceğini göz önüne alırsak, bu önemli bir iddia diye düşünüyorum... Dukan diyetinin seyir dönemini önerilenden fazla uzatmamak bu açıdan da önemli..

İyi habere gelince kalsiyum takviyesi alınması durumunda ( çok da abartmadan tabiiki) yada normal beslenmeye geçilmesinden sonra bu durumun da düzelmesi...

Bütün okuduklarımdan sonra sonuç;
- Periyodik testlerimize mutlaka kan kalsiyumunu da ekleyelim
- Saç dökülmesi varsa ve yeteri kadar süt ve süt ürünü kullandığımızı düşünüyorsak, bir miktar kalsiyum takviyesi alalım
- Sp günlerini önerilenden fazla yapmayalım...
- Nasılsa serbest diye çok çok fazla protein almayalım
- Böbrek taşı eğilimi yada böbrek sorunları varsa bu diyeti dikkatli ve hekim kontrolünde yapalım..
- Bir de bence sebze ve protein günlerini günaşırı yaparak üst üste yapılmış sp günleri ile vücudu yormayalım...
- Egzersizlerimize kemikleri güçlendirdiği bilinen ağırlık ve rezistans çalışmalarını mutlaka ilave edelim...

Tabii bu öneriler bana ait... Dukan diyeti yapanlarla ilgili maalesef bilimsel bir çalışma yok... belki bizler birlikte kendi sonuçlarımızı derleyerek bir çalışma yapabiliriz...bu konuda yorum ve katkılarınızı bekliyorum..

Sevgilerimle..

4 Ekim 2012 Perşembe

165. gün... 23 kilo... ve dikkat edilecek önemli bir konu: KALSİYUM...

Seyir döneminin sonunda... biraz güçlendirmeden alıntılar, biraz da kaçamaklarla ortaya karışık olunca... yaklaşık 1 ayda sadece 1 kilo gidebildi... ama olsun gitti ya :))

Bu arada devamlı okuyorum... sevgili dukan diyetim ve protein ile ilgili...

Bu konuda öğrendiğim en çarpıcı yan etki ; olası bir KALSİYUM EKSİKLİĞİ... Yüksek oranda ve miktarda proteinle beslenme hem kanda kalsiyumun bloke edilmesine hem de idrarla atılmasına neden olabiliyormuş... bu da bir iddia, ama ciddi bir iddia...

Kısaca yediklerimizde yoğurt, süt ve peynirin önemi ortada... bu konuda destek bile alınabilir...

Bir de egzersizlere rezistans egzersizler denilen; ağırlık çalışmalarını da ilave etmeli... böylece kemik yoğunluklarını korumak mümkün olur... bu da bir kulağımızda bulunsun :))

Protein konusunda ve bu konuda tekrar yazacağım.. şimdilik bilgi toplamaya devam...

Ben diyetime devam ediyor ve kilolardan neredeyse tamamen kurtulmanın keyfini yaşıyorum son günlerde... öyle böyle değil... çok iyi bir şey bu.... darısı tüm isteyenlerin başına... istemek yetiyor gerçekten... SADECE YETERİNCE İSTEMEK... kalanı teferruat...

Sevgiyle :))

24 Eylül 2012 Pazartesi

SÜT REÇELİ ve çeşitlemeleri

Evettt dün akşam yaklaşık 2.5 saat uğraştım...

Önce Simlanın tarifi ile heveslenmiştim.. Sonra ilkay ve diğer dukancılar denemeye başlayınca birden gaza geldim.. bir kolay yolu olmalı diye geçtim ocağın başına 3 ayrı deneme yaptım...

İşte tekmili birden süt reçeli maceram :)))


1- KLASİK TARİF:
Normal tarifte tencerede karıştırılarak yapılınca dibi tutuyor diye çelik tencerenin içine oturttuğum bir küçük borcam da yapıldı.

2.5 su bardağı yağsız süt, 3 yemek kaşığı süt tozu iyice karıştırıldı... orta açık ateşte kapağı açık olarak (çift tencere olunca kapak kapanamıyordu, zaten kapanınca nasıl buharlaşma olacağını da tam anlayamamıştım) pişmeye başladı.. arada devamlı karıştırdım. 46. dakikada 3.5 yemek kaşığı takita ve 1/4 çay kaşığı karbonat koydum (kabarma olmadı)

Veeeeee toplamda 167 dakika pişti... giderek koyulaştı... rengi hafif karamelize oldu.. kıvamı enfes bir koyu krema kıvamına geldi... ocaktan aldım... buzdolabında bal kıvamında şu anda... küçük reçel kavanozu kadar çıktı...lezzeti vazgeçilmez :)))

2- KOYULAŞTIRILMIŞ, SÜT TOZU ARTTIRILMIŞ TARİF

Bu kadar uzun sürede koyulaştığını siteden öğrenince... süt tozunu arttırayım, sütü azaltayım dedim...

6 yemek kaşığı süt tozu, 1 bardak yağsız süt karıştırıp yine altta döküm çift tencere araya su yöntemiyle pişmeye bıraktım. koyuluğu çok güzeldi... 10. dk da 4 yemek kaşığı takita ve karbonatı koydum (bu da kabarmadı) ama onu da 80 dk pişirdim... rengi koyulaşmadı daha önce.. bu arada çok koyu olduğundan 2 defa 2 şer çorba kaşığı süt ilave ettim...

Sonuç dolapta çok daha koyu bir reçelim var.. hemen hemen aynı miktarda çıktı.. ama daha tatlı.. bir çay kaşığı yemek yetiyor..lezzeti bir harika :))

3- MİKRODA SÜT REÇELİ
2 numaralı karışımı bu defa mikroda denedim... 1 er dakika max da pişirerek test ettim... ilk dakika çok kabardı... büyük bir cam tencereye aldım.. 2. dakikada kıvamı kabarmış çok iyi çırpılmış yumurta akı gibiydi... telle karıştırıp karbonat ve tatlandırıcıyı ekledim... 4. dakikada hafif kesilmeye başladı ve kabarmış höşmerim gibiydi... 5. dakikada rengi döndü ama kıtırık bir şeker çeşnisi haline dönüştü... tadı ehhh :))

Bu konuda biraz daha çalışmak lazım... bence HÖŞMERİM halinde bırakmalıydım :)))

Sonuçlar ilk resimde: kare olan klasik tarif, saplı olan koyulaşmış hali, diğeride şekerleme.... bunlar bitsin yeni denemelere devam :))))

Tarifler biraz karışık ama lezzet harika... tencerelerin dibi tutmadı ve sadece arada bir karıştırdığım için koluma da bişi olmadı :))) afiyet olsun tüm dukancılara :)))

21 Eylül 2012 Cuma

DUKAN EKMEĞİ


krema kıvamında yumurta akı
pişmiş ekmekcikler
DUKAN EKMEĞİ

3 yumurta akı
1 yumurta sarısı
1/2 su bardağı süzme ligth yoğurt
4 çorba kaşığı yağsız süt
mayalanmış hamur
6 çorba kaşığı yulaf kepeği
Yarım paket karbonat
1 tatlı kaşığı kuru maya
1/2 tatlı kaşığı tuz
1-2 damla sıvı tatlandırıcı
1-2 damla tereyağı-vanilya aroması

Malzemeler oda sıcaklığında olmalı...

Yumurta akları, karbonat, tuz, tatlandırıcı bir çırpıcı yardımıyla koyu krema kıvamına gelene kadar karıştırılır... karışıma süzme yoğurt ( evde bir tülbent yardımıyla kendim yağsız yoğurttan yaptım) süt eklenir....

hamur kalıplarda
Yulaf ve maya iyice karıştırılır... karışıma eklenir.... ılık bir yerde (ben 50 derece de fırında beklettim) üstü bir havlu ile kapalı olarak yarım ila bir saat bekletilir.... hamurun hacmi yaklaşık 1.5 katına çıkıp üzeri delik delik olunca mayalanma tamamlanmış demektir... küçük silikon kek kalıplarına koydum.. Bir kaşıkla 12 küçük kalıp bir de orta boy silikon kalıbın dibinde olacak şekilde paylaştırdım... üzerlerine yumurta sarısı sürdüm... fırında 175 derece de 25-30 dk yeterli oluyor... kek kalıplarında kolaylıkla çıkıyor...

Tadı biraz mısır ekmeğini andırıyor.. sıcakken bir parça peynirle... mmmmm... pek lezzetli gerçekten... soğuduktan sonra da ikiye kesip kızarınca çıtır çıtır ekmek oluyor, kahvaltıda müthiş...

Ek bilgi; Daha çıtır olmasını isterseniz pişirme süresini 5-10 dk daha uzatın, ayrıca mufin kaplarına 1 er yemek kaşığı koyarsanız içi az çıtır kabuklu ekmekleriniz oluyor... ayrıca tadını sevenler için DEREOTU, yada ZEYTİN AROMASI çok yakışıyor...

Afiyet olsun...
 

Not: Tarif bu alandaki en iyi tarif sitesi olan
http://www.dukandietrecipes.co.uk/ tariflerin bir karışımıdır,
 bir iki küçük ekleme değişiklik de yaptım tabii :))...
bu iki siteyi de şiddetle öneririm....

17 Eylül 2012 Pazartesi

Öncesi, Sonrası.... hissettiklerim... peki neden kilo almıştım ben...

Neden şişmanladım... nasıl izin verdim buna diye soruyorum kendime son zamanlarda...

Bu bir kaçışmıydı... kendimden... yaşamdan...

Sığınmak mıydı konfor yemelerinin yasak tatminine... ya da bir ceza belki de bilinçsizce verdiğim kendime...net değil duygular... karışık... içiçe... ayırt etmek çok zor ilk bakışta... belki de hepsinden bir parça...

Nasıl kıyar insan kendine... nasıl gelir bu hale... ama oluyor işte... oluyor... dostlar bile.. üzgün ama karışamıyor... karıştırmıyorsunuz... bir duvar arada penceresiz, kapısız.... öylesine dik... içine sadece yiyecekleri aldığınız kendinizle beraber... ulaşılamayan, karanlık, bulanık bir gerçeklik... fenaymış kısaca... çok fena...

Hep diyet yapıyordum oysa... devamlı zayıflama dergileri kitapları okuyordum dünyanın her tarafından... hep gündemimdeydi zayıflama ve diyet konusu... asla pes etmemiştim güya... buz dağının görünen yüzünde bu vardı... ama... içte... taaaa derinde... kaçmalarıma mezeydi sanki kilolarım... kendimi affediyordum yemelerimde... ve her kilo ile cezamı infaz ediyordum... niye cezaydı... o da net değil... yaşamımdan memnun olmasam da değiştirmek için bir şey yapmamamı cezalandırıyordum sanırım... ve kilolarla bir şey de yapamaz hale gelerek özür buluyordum bilinçsizce... nasıl bir sarmal, nasıl bir kısır döngü bakarmısınız...

Bunları öyle geç fark ettim ki... kendimden utandım... ne yapmıştım kendime... ben ki bu kadar güçlü bir insandım güya... ama yetmedi.. yetemedi... güçlü olmak kör olmaya... bilinçli, tercih edilen, taammüden olan körlüğe engel değilmiş demek ki...

Fark etmek çözümün başlangıcıymış... fark etmekten kaçıyormuşsun asıl... aynalara bakmadan... kendinle yüzleşmeden... ezber söylemlerle, ezber görmelerle... gördüğü inkarlarla yaşanan bir farkındalıktan kaçış durumu bu kısaca...

Her başarılı kilo verme macerasının en rating alan kısmıdır ya öncesi sonrası karşılaştırmaları, görsellikleri... işte en az onlar kadar değerli, öncesi sonrası hissetmeleri...

İnsanlara önceden gösterilebilse... görselleştirilebilse sonrası halleri... ve o sonrası halleri bir de anlatabilse.... farklılığı... hissettiklerini... yeni kendilerini.... bu hedef görsel ve beyinsel olarak oluşturulabilse... bence bingo... obezite diye bir şey kalmaz... yada hadi çok azalır diyelim...

İşte böyle...

Keşke dememek elde mi şimdi... keşke çok daha önceden anlayabilseydim tüm bunları... ama olsun ne yapalım... zararın neresinden dönersen karmış...

Ya hiç fark etmeseydim.... dimi ama :))

Sevgiyle...


10 Eylül 2012 Pazartesi

141. gün ... 22 kilo gitti

Kilolardan bahsetmeyeli de epey oldu dimi... tatiller bayram kaçamaklar :((  (evet sonuna yaklaştım diye azıcık yayıldım sanırım) derken biraz yatay seyrettim seyirde... hatta 2 kilo alıp döndüm dalış tatilinden... aslında birazı su birazı posa.. bunu bilsem de yine de terazide pozitife geçmek hoşuma gitmedi doğrusu...

Döner dönmez bira zsıkı tuttum diyeti... ve almış görünenlerin üzerine 1.5 kilo da vermiştim hatta..

Evet Dukana başlarken ilk hedefim 22 kilo verip 42 - 44 beden arası olmaktı... bu gerçekleşti aslında... ama kilo verme o kadar iyi gidiyor ki... 3. döneme geçmeye kıyamıyorum sanki.. o nedenle sanırım 3-5 kilo daha versem falan der oldum... bakalım.. ay sonuna kadar seyre devam... hergün sebze yenilen 3. dönem de biraz posa biraz su demek ki ibre bir iki kilo yükselecekse.. en azından 2-3 kilo daha verip hayata bu kilo da devam ederim diyorum bir de...

Bakalım... günler geçiyor... hele ay sonunu görelim bakalım daha ne kadar gidecek...

Sevgiyle :)

Vücut Algısı - Body İmage.... bu benmiyim gerçekten :)).

Önünden geçtiğim aynalara, vitrinlere takılıyor gözüm.... kendime yani... "yok artık" diyorum... mutlaka zayıf gösteren formda üretilenlerdendir bu camlar... inanamıyor beynim ilk baktığında... vallahi de böyle oluyor gerçekten... bunu "aman da ne çok zayıflamışım" edasıyla söylemiyorum inanın...gerçekten de bu hissettiğim...

55 kilo oldu toplam verdiğim... normal boyutlarıyla bir erişkin çıkıp gitti bedenimden.... aklım almıyor... bu nasıl oldu... kilo vermişime de değil hayretim... aldığım ve geri verdiğim kilolara... daha doğrusu bunun olmuş olmasına...

Bu kadar kiloya nasıl izin vermişim... aklımın almadığı kısmı da o işte...

Geçenlerde, bu beden algısı meselesini keşfettiğimde asıl sorunun bu olduğunu da keşfettim... evet yaaa... işte buydu... kilolu hatta obez olduğum dönemlerde de beynim reddediyordu aynalarda gördüğü... işte bir "yok artık" o zaman da mevcuttu... tamam kilo aldım diyordu bilinç altım ama bu kadar da değil canım... kesin bu görüntü doğru değil...

Hani aynalarda belli açıdan gördüğümüz kendimize gözümüz alışır da... sonra tesadüfen çekilmiş bir videoda yada kamerada kendimizi tanıyamayız ya... ya da arkadan çekilmiş resimlerimizin hepsinin kamera şakası olduğu fikrine tutunuruz ya gönüllü... işte öyle bir durum bu... yoksa kendimizi doğru algılasak... 360 derece görebilsek çok yönlü... kim kendine bunu yapabilir ki... kim kıyar kendine böyle...

Belki de önceki yazılarda da bahsettim.... 6-7 sene önceydi... uzun zamandır görmediğim bir arkadaşım bana bakıp ; - Nasıl yaptın bunu kendine, nasıl kıydın.... demişti... tam da anlamamıştım aslında... espriyle karışık geçirmiştim... kendimi, bizzat kendi hayatımı geçiştirdiğim gibi... ama oluyor işte... farkındalığı korumak kolay değil... hele kaçmak işime geldiğinde... faturaları görmezden gelmek çözüm mü oysa... işte hesap ortada :(

Acayip bir duygu hafiflemek... yeniden eski beni bulmuş gibi hissetmek... 16 sene sonra, bir de saçlarımı eski kullandığım şekliyle kestirdikten sonra, beynim yeni vücut imajıma alışmasa da... gözlerim eski bir resme bakar gibi yeniden... bu aynada gördüğüm kişi 30 lu yaşlarındaki ben...bu da ayrı bir sorun yaratıyor tersinden... kendimi o yaşlarda sanıyorum sık sık... sanki geçmişi yeniden yaşar gibi... hatırlatmam gerekiyor kendime içinde bulunduğumuz yılı.. yaşımı... yani ne beynim ne gözlerim gerçeklerin farkında hala... beyin kabul etmiyor.. gözlerim abarttıkça abartıyor... bense arada keyiflimi keyifli...

Zaman diyorum... zamanla oturacaktır taşlar... artık ne bu görüntümden ne de yeni beden imajımdan vazgeçmeye niyetim yok...

Dukan ile kilo dengeleme yollarını öğrendik deneye yanıla... bu öyle bir sistem ki, farkındalığı koruduğunuz ölçüde kontrol hep sizde... inanın aynen öyle.....

Sevgiyle :))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...